
Prof.Dr.Perihan Arslan, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi
Sorunun Tanımı ve Önemi
Bir ülkenin kalkınma düzeyini belirlemedeki klasik ölçü, ekonomik kalkınmanın göstergesi olan birey başına safi milli gelir ve yıllık büyüme hızı ise de, yoksulların gerçek durumunu ortaya koyamadığı için ulusal zenginlikteki payını tam olarak yansıtmamaktadır. Oysa, ekonomik kalkınmanın yanında sosyal kalkınmanın da önemi tartışılmayacak kadar büyüktür. Eğitim, sağlık ve beslenme konularını içeren sosyal kalkınmanın en güvenilir göstergelerinden birisi de şüphesiz çocuk sağlığına ilişkin sorunların azaltılmasıdır. Dolayısıyla bir toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması o toplumu oluşturan bireylerinin fiziksel, zihinsel ruhsal ve sosyal yönden gelişmiş olmaları ile mümkündür. Bu gelişme de beslenme, insanın en önemli ve öncelikli gereksinmesidir.
Bu gün dünyayı ilgilendiren başlıca sorun artan nüfusun besin gereksinimlerini karşılayamayacağı, genç kuşaklara yeterli ve dengeli beslenme olanaklarının sağlanamayacağı ve sağlığın güvence altına alınamayacağı endişesidir.
Türkiye 65 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık 20 ülkesinden biridir ve genç nüfusa sahip bir ülkedir. Bu nedenle genç yaşlarda görülecek sağlık sorunları ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesini etkileyecektir.
Beslenme ve sağlık söz konusu olduğunda hangi yaş grubunda olursa olsun çocuklar toplumun birinci derecede duyarlı (risk) grubunu oluşturmaktadırlar. Zira “çocuk” bir yandan bakıma ve korunmaya muhtaç bir birey, diğer yandan ülkelerin geleceğini oluşturacak güçlü bir potansiyeldir. Çocukların beslenmesi, sağlıklı olması ve eğitilmesi birbirini tamamlar şekilde sağlanabilirse çocuklar, ülkelerin güvenilir, mutlu ve güçlü yarınları olabilir.
“ Yetişkinlerden çok çocuklarını düşünen, onları koruyan ve sağlıklı yetiştirilmelerini destekleyen ve sağlayan bir ulus, gözü arkada kalmadan, geleceğini daha iyi ve daha güzel olanların ellerine terkedebilir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, 1928’ yılında, Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesini, (1923) Türkiye adına imzalamıştır.
Önceleri savaşta zarar gören ülkelerdeki çocukların acil ihtiyaçlarının karşılanması ve kimsesiz kalan çocukların korunmalarını hedefleyen bu uluslar arası gayretler, 1950’li yılların başından itibaren dünya çocuklarının sağlık düzeyinin iyileştirilmesi konusunda hedefleri arasına almıştır. (1959 Birleşmiş Milletlerin Çocuk hakları Bildirgesi).
20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede çocukların yaşatılmaları, geliştirilmeleri ve korunmaları bir bütün olarak ele alınmış, ve daha önceki metinlerden farklı olarak bu sözleşme taraf devletler açısından “hukuken bağlayıcı” bir nitelik kazanmıştır.
Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeyi 1990 yılında Cumhurbaşkanı düzeyinde imzalamış olup, 1994 yılında TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
1990 lı yılların başlarından itibaren Kalkınma planları’nda da ayrı bir başlık altında yer verilmeye başlanmıştır.
Çocuk haklarına dair sözleşmenin madde 27/3 de ; taraf devletlerin, olanakları ölçüsünde gereksinim olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında yardım ve destek programlarını uygulayacağı belirtilmiştir.
Diğer taraftan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünce yapılan 1974’da Dünya Gıda Zirvesi Bildirgesinde” Bireylerin fizik ve metal yeteneklerinin gelişmesi ve kullanılması için hem kadın hem erkek ve hem çocuk yeterli ve dengeli beslenme hakkına sahiptir ve bu hak hiç kimse tarafından alınamaz” denmiştir.
13 kasım 1996 yılında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün davetiyle yeniden dünya gıda Zirvesinde biraraya gelen hükümet başkanları “Dünya Gıda Güvencesi Roma Deklerasyonu” ile herkesin yeterli ve güvenli gıdaya erişme hakkı olduğunu teyit ederek açlığın tüm ülkelerde ortadan kaldırılması (2010 yılında) ve 2015 yılını geçmemek üzere yetersiz beslenenlerin yarıyarıya azaltılması için sürdürülen çabalara yönelik taahhütte bulunmuşlardır. Türkiye’de bu deklerasyona imza atan ülkelerdendir.
Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı Yükümlülüklerinde” yeterli ve dengeli beslenme açısından güvenli gıdaya ulaşılması ve bu gıdanın en etkin şekilde kullanılmasına yönelik politikaların uygulanacağı” taahhüt edilmiştir. Bu eylemin hedeflerinden (22.hedef) 2.2/c’ maddesinde “ okul beslenme programlarına dikkat gösterilecek ve uygun olan yerlerde destekleyeceklerdir” denmektedir.
Okul çocuklarının özel bir grup olarak kabul edilmesinin nedenleri
1- Okul çağındaki çocuklar sürekli bir büyüme ve gelişme süreci içindedirler. Bu dönemde alınacak koruyucu önlemler tüm yaşamları boyunca etkili olabilecek yararlar sağlayacaktır.
2- Okul, çocukların evlerinden sonra toplu halde yaşamaya başladıkları ilk yerdir. Çocuk bu süre içinde öğrenme yoluyla kendini; yarışmalı ve mücadeleli bir ortamda yaşama hazırlamaktadırlar.
3- Çocukların grup halında birarada bulunmaları kazaların, bulaşıcı hastalıkların artması ve hızla yayılması tehlikesini artırır
4- Okul yılları boyunca organizmaya büyük bir yük biner görme, işitme ve sağlıkla ilgili diğer engeller.
5- Okul çağı; hızlı öğrenme, bilgi ve beceri kazanma ve etkilenme dönemidir.
Okul çağında koruyucu önlemlerin önemi büyüktür. Bu dönemde çocukların yeterli ve dengeli beslenmelerinin sağlanması ile; çocukların büyüme ve gelişmelerinin tam olması, vücut dirençlerinin artarak bulaşıcı hastalıklardan korunmaları, kolay öğrenmeleri ve başarılarının artması sağlanabilir. Beslenme ile ilgili olumlu davranışların edinilmesi tüm yaşamı boyunca sağlıklı olması konusunda önemli katkı sağlayacaktır. Bu nedenle okul çocuklarının beslenmesi okul sağlığı hizmetlerinin bir parçası olmalıdır.
Mevcut Durum
Türkiye’de okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim gören öğrenci sayısı 12 milyonu geçmektedir. Bu sayı genel nüfusun 1/5 inden fazladır. Okul sağlık hizmetleri tüm bu hedef kitleye ulaştırıldığında ülke nüfusunun 1/5 inin yeterli ve dengeli beslenmeyi de içeren sağlık hizmetlerinden yararlanması söz konusudur. Okul çağı çocuklarının büyüme ve gelişmelerini gösteren çalışmalar sınırlıdır. Ailelerde daha çok çocuklarının okul başarılarıyla ilgilenmekte büyüme gelişme ve diğer sorunlar gözardı edilmektedir.
Büyüme-gelişme sürecinin temeli okul öncesi döneme dayanır. Oysu okul öncesi çocukların Türkiye genelinde %16 sının beslenmesi bozuktur. Bu çocukların %2.1’de ileri derecede malnütrisyon bulunmaktadır. Enerji yetersizliği sonucu (%14-25) zayıflık-kısa boyluluk kırsal ve gece kondu bölgelerinde yüksek orandadır. Anemi (kansızlık) okul çağı çocuklarının %17-35 denfazlasında bulunmaktadır.
Başta üst solunum yolları (%12) olmak üzere bu yaş grubunda enfeksiyon hastalıkları fazla olup, hastalıklar sıklıkla tekrarlanmaktadır.
Çevre sağlığı koşullarının ve bireysel hijyen bilgisinin yetersizliği sonucu parazitler bu yaş grubunda %30-50 düzeyindedir.
A vitamini, B kompleks vitaminlerinin yetersizliği %15-37, D vitamini yetersizliği belirtileri %….19.8
C vitamini yetersizliğ %27 B2 (Ribozlavin ) yetersizliği %25-40 İyot yetersizliği sonucu gelişen basit guvatr oranı %30.3
Diş çürüğü %43-85, Kalsiyum yetersizliği %44-72.0
Şişmanlık……………..%4.8-6.0
Okul kantinleri yetersiz, kantinlerde satılan yiyecekler iyi denetlenmiyor
Tam gün/yatılı okullarda okul beslenme servislerinin işleyişi tam kontrollü değil
Öğrencilerin beslenme alışkanlıkları incelendiğinde
- %60-85’i sabah kahvaltı yapmıyor
- %25-43 öğrenci sokak satıcılarından alış veriş yapıyor. Tüketilen besinler genellikle simit, lahmacun, sandviç, gofret, çikolata, hamburger tipi (fast-food) yiyecekler
- Çay, kolalı/kolasız içecek tüketimi %50’nin üzerinde
- Süt, ayran tüketimi %15-25 oranında
Okul beslenme programlarının ülkenin beşer yıllık kalkınma planlarının programları içinde yer almasını sağlayıcı politikaların geliştirilmesi
İlköğretim okullarından başlayarak öğrencilere beden sağlığı ve beslenme ilişkilerinin ders olarak (gerektiğinde uygulamalı) okutulması.
Okul beslenme programlarının düzenlenmesi Okul sütü programlarının yasallaşması
Okul kantin yönetmeliklerinin gözden geçirilerek yenilenmesi
Tam gün ve yatılı okullarda beslenme servisinin işleyişi, menülerinin düzenlenmesinin “diyetisyen” tarafından yapılması.
Ülke Örnekleri
Hollanda okul beslenme yasasını tanıyan ilk ülkedir. Yasa’da özellikle düzenli olarak yiyecek bulamadıkları için okula devam edemeyen çocuklara yiyecek sağlanması konusu belirtilmiştir.
Danimarka (1902), İsveç (1903) okul beslenme programlarının uygulanması için il yöneticilerine (parası il yönetiminden sağlanmak üzere ) yasal sorumluluklar yüklenmiştir.
Çocukluk ve gençlik yıllarında süt içmenin sağlık açısından önemini ve çocuklara ilerki yaşlarında süt içme alışkanlığı kazındırmasındaki etkisinin bilincinde olan ülkeler, çocuklarına süt veriyorlar. “Okul Sütü” programları gerek Avrupa’da gerekse Avrupa dışında çok sayıda ülkede, uzun yıllardır uygulanmaktadır. Böylece;
1) Okul çağındaki çocuklarda süt tüketimini artırarak doğru beslenme kalıplarının gelişmesi ve
2) Erişkin yaşta da süt içme alışkanlığının teşviki hedeflenmiştir.
1992 istatistiklerine göre, okul sütü programı uygulanan 15 Avrupa ülkesindeki, toplam 34 milyon okul çocuğunun, 12 milyonu , yani %36’sı “Okul Sütü” programından yararlanmaktadır. “Okul Sütü “ programlarının finasmanı ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte, ya devlet, yerel yönetimler veya aileler tarafından, ya da bu gruplar tarafından belirli ölçülerde paylaşılarak karşılanmaktadır. Avrupa topluluğu’na üye ülkeler, Topluluğun 1977 yılında başlatmış olduğu, okul çocuklarına süt ve süt ürünlerinin düşük fiyatla verilmesi konusunda kullanılmak üzere ayrılan subvansiyon fonundan yararlanmaktalar.
Okul Sütü programını uzun yıllardır ve başarı ile uygulayan ülkelerden biri olan Portekiz’de, böyle bir programın başlatılmasının nedeni, çocukların dengesiz beslenme problemi ve çocuklara ileriye yönelik iyi beslenme alışkanlığı kazandırmaktı.1972-1976 yılları arasında pilot proje şeklinde yürütülen çalışmanın kapsamı, daha sonra aşamalı olarak genişletilerek, 1991 yılında 1 milyon çocuğa ulaştı. Portekiz’de uygulanan “Okul Sütü” programı ile süt içme alışkanlığı kazanan çocuklar sayesinde, 1972 yılında kişi başına yıllık 29 litre olan süt tüketimi artarak 1990 yılında kişi başına 70 litre’ye ulaştı. Ayrıca okul sütü programının uygulanmaya başlamasından sonraki 10 yıl içinde, aynı yaştaki gençlerin boy ortalamasının 3 cm’ye yakın arttığı belirlendi. Programın uygulandığı bölgelerin birinde 1971 yılında çocukların %52 sinde rastlanan “Endemik Guatr” vakalarının 5 yıllık bir uygulamanın sonucunda %9’a kadar indiği görüldü. Ayrıca devamsızlık oranında düşüş ve derse katılımda artış gibi gelişmeler de, okul sütü uygulamalarında gözlenen bir takım sonuçlar. Bugün Portekizliler “Okul Sütü Programı “ sayesinde daha iyi beslenen, daha sağlıklı ve daha uzun boylu bir nesile sahibiz” diyorlar.
İsveç’de yapılan bir araştırma da ise, mutlaka sütü de içeren dengeli bir kahvaltının, çocukların okuldaki başarı oranının artmasındaki rolü ortaya konmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, dengele kahvaltı eden çocuklarda,diğerlerine oranla konsantrasyon artışı, hata yapma oranında düşüş, çalışma hızında artış, yaratıcılık gücünde artış ve fiziksel dayanıklılıklarında artış gözlenmiştir.
Sonuç olarak, Winton Churchill’in de demiş olduğu gibi “Bir toplumda çocuklara süt vermekten daha iyi bir yatarım düşünülemez”.
Türkiye Örnekleri
1956 yılında Dünya Sağlık Örgütü (D.S.Ö.)’nün Türkiye genelinde yaptığı bir çalışmada, tüm nüfusun %80’inde hayvansal protein ve buna bağlı olarak vitamin eksikliği olduğu saptanmış, bu nedenle, Türkiye’de beslenme ile ilgili bir program geliştirilmesi gerekliliği gündeme gelmiştir. UNICEF, 1956-57 öğretim döneminde ilkokullarda deneme niteliğinde bir gıda yardımı uygulaması başlatmış, gerçek uygulamaya 1957-58 öğretim dönemindeki denemelerden yararlanılarak başlanmıştır. Önce UNICEF ile başlayan programa, 1959-60’dan başlayarak CARE de katılmıştır. CARE, besin maddelerinin tamamını karşılayabileceğini söylediğinden, 1961-62 den sonra UNICEF’in yardımı teknik alana kayarak sürmüştür. 1961’den başlayarak Amerikan Katolik örgütü de CARE’in yardımlarına katılmıştır.
UNICEF yardımı 1965’de sona ermiştir. III: Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda beslenme programlarının kendi kaynaklarımızdan karşılanacağının öngörülmesi üzerine, CARE yaptığı gıda yardımını , belirlediği süreden iki yıl önce, 1975’de kesmiştir. Bu dönem içinde; un, margarin,pirinç, soyalı un gibi gıdaların yanında 79.571 ton süttozu yardımı yapılmıştır.
Günümüzde, sistemli bir okul sütü programı söz konusu değildir. Zaman zaman pilot uygulamalar şeklinde süt dağıtımı yapılmıştır. Örneğin; 1984-85 öğretim döneminde 14 ildeki 1.279.957 öğrenciye , 5.119.920 lt süt (günde 200 ml sterilize süt), 1985-86 öğretim döneminde 3 büyük ilin gece kondu bölgelerindeki 215.380 öğrenciye , 841.530 lt süt (günde 200 ml pastörize süt-haftada 3 gün), 1987-88 öğretim döneminde 10 ildeki 643.530 öğrenciye , 3.861.450 lt sterilize süt, 7 ilin gecekondu bölgelerindeki 752.000 öğrenciye 4.512.000 lt süt, dağıtılmıştır (günde 200 ml süt-10 hafta).
Bu programların gereksinimi karşılamak açısından yeterli olmadığı açıktır. Önemli olan, düzenli ve sürekli bir okul sütü programının geliştirilmesidir. Bunun içinde, ilgili tüm sektörlerin işbirliği şarttır.
Neden Süt?
Süt, insan organizması için gerekli pek çok besin ögesini (protein. Yağ, karbonhidrat vitaminler ve mineraller) bileşiminde hemen hemen yeterli ve dengeli bir şekilde içeren bir besin maddesidir.
Süt proteini insan organizmasında %80 civarında kullanılarak yeni dokuların yapımı, eskiyenlerin onarımı niçin gereklidir.
İnsan beslenmesinde gerekli olan kalsiyumun süt ve süt ürünleri olmadan alınması mümkün değildir. Kalsiyum tüketimi ile kemik yoğunluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Kemik yoğunluğunun en üst noktaya ulaştığı 25-30 yaşlarına kadar tüketilen kalsiyum, kemik yoğunluğunun artmasına ve sonraki yaşlarda görülen osteoporozun erken görülme riskini azaltmaktadır.
Süt, insan beslenmesi için vazgeçilmez vitaminlerin hepsini içermektedir. Yarım litre süt içen çocuk B12 vitamini ihtiyacının %66 sını, A vitamini ihtiyacının da %41’ini karşılayabilmektedir.
Hijyenik Süt –Sağlıklı Süt
Süt, içerdiği besin ögeleri nedeniyle mikroorganizmaların da vazgeçemediği bir besin kaynağıdır. Hijyenik süt(pastörize , sterilize-uzun ömürlü süt) tüketilmediğinde süt, sağlık açısından risk oluşturur.
Süt ve süt ürünlerinin tüketiminden kaynaklanan sağlık sorunları genellikle uygun olmayan koşullarda üretilen süt ve ürünlerinden meydana gelmektedir. Bu ürünler genellikle aile tipi, küçük işletmelerde üretilmekte ve süt pastörize edilmeden ürüne işlenmektedir.
28 Haziran 1995 tarih ve 22327 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanılarak çıkarılan ve 16 Kasım 1997 tarih, ve 23172 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Türk Gıda kodeksi yönetmeliği”nin yedinci bölümünde yer alan hijyen ile ilgili kriterler tüm gıda sektöründe olduğu gibi süt ve süt ürünlerini işleyen işletmelerin de uyması gereken genel hijyen kurallarını belirlemektedir.
Halk sağlığı açısından büyük tehdit oluşturan sokak sütlerinin satışı, yasalarla yasaklanmış olduğu halde tüm hızı ile devam etmektedir. Yerel yönetimlerden bu konuda acil tedbirler beklenmektedir. Ayrıca yanlış ve eksik bilgilerinden ve eski alışkanlıklarından dolayı sokak bütünü sağlıklı alternatifleri olan pastörize ve ultra pastörize süte tercih eden bu kesime de doğru bilgi verilmelidir. Bu konuda görsel ve yazılı kitle iletişim araçları devreye girmelidir veya daha etkin olmalıdırlar.
Kaynaklar
1- Çocuk Haklarına Dair Sözleşme: 27 ocak 1996 tarih ve 22184 Sayılı Resmi Gazete
2- Sağlık 21: 21. Yüzyılda herkes için Sağlık. Sağlık Bakanlığı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Temmuz,2000.
3- Dünya Gıda Zirvesi (1996) Roma Deklerasyonu, FAO Türkiye Temsilciliği Rapor
4- VII. 5 YKP Dönemi Değerlendirilmesi “Sağlık sektörü Raporu, 1996-2000” DPT, 15 Aralık, 1999.
5- Ulusal Tarımsal Kalkınma Stratejisi Hedef 2010, 1996 Dünya Gıda Zirvesi Kararlarının izlenmesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, FAO, (Taslak, 2000).
6- Türkiye’de çocukların Durumuna İlişkin Rapor (1995) Ankara, 1996.
7- Arslan,P-: Nutritional and Health Status, dietary and Physichal Activity pattern of TURKISH population .ILSI and Hacettepe University department of Nutrition and Dietetics Nutrnition and Food Safety Seminar, Ankara 1998.
8- Arslan P,İlkokul Beslenme sistem ile ilgili görüş ve Uygulamalar, Okul Çağı Çocuklarında Beslenme , Roche Bilimsel Yayınlar Serisi, Ankara 71-77,1984.
9- Arabacıoğlu 2-Ö: İçme sütü tüketiminin Arttırılması ve Okul Sütü Programları ,5.Türkiye sütçülük kongresi 20-21 Mayıs 1993 Ankara.
10- Arslan ,P:Süt ve Sağlık Açısından Önemi 21 Mayıs Dünya Süt Günü Etkinlikleri, Ankara, 26 Mayıs 2000.
11- Arslan P., Pekcan G, Yücecan S,Yurttagül M, Karaağaoğlu N, 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Beslenme Çalışma Gurubu Özel İhtisas Komisyonu raporu, Ankara.2001.
Kaynak: Prof.Dr.Perihan Arslan



Be First To Comment
Related Post
Lutfen Yorumlayin